6 Haziran 2012 Çarşamba

KUŞ TÜYLERİ


Son derece karmaşık bir tasarıma ve aerodinamik özelliklere sahip olan tüyler, sadece kuşlara özgüdür. Yalnızca bir tek kuş tüyü dahi Allah’ın varlığını ve yaratılış gerçeğini ispatlamak için yeterlidir.
Sürüngenlerin vücutları pullarla, kuşların vücutları ise tüylerle kaplıdır. Evrimci bilim adamları sürüngenleri kuşların atası saydıkları için, ister istemez kuş tüylerinin de sürüngen pullarından evrimleştiğini öne sürmek zorunda kalırlar. Oysa pullar ile tüyler arasında hiçbir benzerlik yoktur.
Sürüngenlerin Pulları ve Kuşların Tüyleri
Evrimciler, mikroskop altında incelendiğinde tüyle pul arasında hiçbir fark olmadığını; sadece tüyün, pulun gelişmiş şekli olduğunun görüleceğini iddia ederler. Pul ve tüyün yapıları, evrimcilerin iddialarının aksine birbirlerinden tamamen farklıdır. Mesela, embriyo içerisindeki gelişmelerine bakıldığında, pul ve tüyün büyüme mekanizmalarının tamamen farklı olduğu anlaşılır. Kimyasal yapıları karşılaştırıldığında ise, tüylerin “keratin” denen kimyasal bir maddeden oluştukları görülür. Tüyler asıl olarak “folikül” denilen yapılardan gelişirler. Deriden dışarıya uzayan saçlar gibi, tüyler de bulundukları deriden dışarıya doğru uzarlar. Bunlar sadece iki örnektir. Bu örneklerle tüylerin ve pulların birbirleriyle hiçbir benzerliği olmayan, farklı iki yapı olduğu çok net görülmektedir. Dolayısıyla birbirlerinden evrimleşmelerinin mümkün olmadığı da açıktır.
Tüylerdeki Tasarım
Connecticut Üniversitesi’nde fizyoloji ve nörobiyoloji profesörü olan A. H. Brush, bir evrimci olmasına rağmen, “Tüyler ve pullar… genetik yapılarından gelişimlerine, morfolojilerinden doku organizasyonlarına kadar herşeyde birbirlerinden farklıdırlar” diyerek bu gerçeği kabul eder.
Dahası, Prof. Brush’a göre “kuş tüylerinin protein yapısı da diğer omurgalıların hiçbirinde görülmeyen, tümüyle özgün” bir yapıdır. Bunun yanı sıra, kuş tüylerinin sürüngen pullarından evrimleştiklerini gösterebilecek hiçbir fosil delili de yoktur. Aksine, Prof. Brush’ın ifadesiyle, “tüyler fosil kayıtlarında sadece kuşlara has bir özellik olarak bir anda belirirler”. Sürüngenlerde kuş tüylerine köken oluşturabilecek “hiçbir epidermal (üst deriye ait) yapı ise belirlenememiştir”.
Bu açık gerçeğe rağmen, evrimciler, sahte delillerle bu iddialarını desteklemeye çalışırlar. 1996 yılında büyük bir medya propagandası ile gündeme getirilen “Çin’de bulunan tüylü dinozor fosilleri” hikayesi bunlardan bir tanesidir. Bu hikaye tümüyle gerçek dışıdır. Nitekim sözü edilen Sinosauropteryx fosilinin gerçekte kuş tüyüne benzer hiçbir yapıya sahip olmadığı, 1997 yılında yapılan incelemelerle anlaşılmıştır.
Öte yandan, kuş tüylerinde hiçbir evrimsel süreçle açıklanamayacak kadar kompleks bir tasarım vardır. Ünlü kuşbilimci Alan Feduccia, “tüylerin her özelliği aerodinamik fonksiyona sahiptir. Hafiftirler, kaldırma kuvvetleri vardır ve kolaylıkla eski biçimlerine dönebilirler” der. Feduccia, evrim teorisinin çaresizliğini ise şöyle kabul eder:
“Uçmak için böylesine tasarlanmış bir organın, nasıl olup da ilk başta başka bir amaca yönelik olarak ortaya çıktığını anlayamıyorum.”
Tüylerdeki bu tasarım, Charles Darwin’i de çok düşündürmüş, hatta tavus kuşu tüylerindeki mükemmel estetik, kendi ifadesiyle Darwin’i “hasta etmiş”ti. Darwin, arkadaşı Asa Gray’e yazdığı 3 Nisan 1860 tarihli mektupta “gözü düşünmek çoğu zaman beni teorimden soğuttu. Ama kendimi zamanla bu probleme alıştırdım” dedikten sonra şöyle devam ediyordu:
“Şimdilerde ise doğadaki bazı belirgin yapılar beni çok fazla rahatsız ediyor. Örneğin bir tavus kuşunun tüylerini görmek, beni neredeyse hasta ediyor.”
Kuş tüylerinin yapıları dikkatle incelendiğinde, Darwin’in neden hasta olduğunu anlamak hiç de zor değildir. Buraya kadar anlatılanlarda da görüldüğü gibi yalnızca bir tek kuş tüyü dahi Allah’ın varlığını ve yaratılış gerçeğini ispatlamaya yetmektedir.
Mükemmel tasarımlarının yanı sıra yeryüzündeki birbirinden renkli ve farklı desenlere sahip kuş tüyleri, canlıların tesadüfen oluştuklarını iddia eden evrim teorisine çok büyük bir darbe vurmaktadır. (Harun Yahya, Allah’ın Renk Sanatı)

Kuşlardaki Mucizevi Özellikler


Kuşların akılcı davranışlarını kendi beyinleriyle düşünüp tasarladıklarını ve sahip oldukları fiziksel özellikleri yine kendi kendilerine planlayıp vücutlarında yerleştirdiklerini ileri sürmek son derece mantıksız bir iddiadır. Gerçek ise, Allah’ın kuşları ve tüm canlıları yoktan var ettiği ve herşeyin ancak O’nun emriyle hareket ettiğidir.
Allah yarattığı tüm canlılara birbirinden farklı özellikler vermiştir. Bu özelliklerle canlıların yaşamlarını devam ettirebilmeleri, onların çevreleriyle uyumlu olacak şekilde, bir anda yaratıldıklarını ispatlar. Bu konuda kuşlar güzel bir örnektir. Kuşlar arasında binlerce farklı çeşitte üreme, yuva yapma, avlanma ve beslenme şekilleri vardır.
Burada binlerce kuş türünden sadece birkaç tanesinin bazı ilginç özelliklerini ele aldık. Bunlardan sadece bir tanesini incelemek bile Allah’ın sınırsız gücünü görmek için yeterli olacaktır. Allah bir ayetinde tüm varlıkların sahibinin Kendisi olduğunu şöyle bildirir:
“Göklerde ve yerde bulunanlar O’nundur; hepsi O’na ‘gönülden boyun eğmiş’ bulunuyorlar.” (Rum Suresi, 26)
Deniz kuşları Petreller
Uzun kanatlı bir çeşit deniz kuşu olan fırtına petrelleri her sene Antarktika’nın çorak uzak adalarında yavruladıktan sonra ekvatorun kuzeyine doğru uçarak, Gulf Stream akıntısının başladığı bölgeye ulaşırlar. Nisan ayının ortalarına gelindiğinde Kuzey Atlantik’teki en uzak kıyıya ulaşırlar. Bu sırada sular da ısınmıştır. Böylece petreller bir yandan Antarktika’nın çetin kışından kaçarken bir yandan da hem Kuzey hem Güney yarım kürelerde yılın en sıcak zamanlarından faydalanmış olurlar.
Bu, fırtına petrellerinin, senede iki kez 16.000 km kadar uçmaları demektir. Bunun yanı sıra yolculukları boyunca Fırtına petrelleri okyanus yüzeyini hem dinlenme alanı hem de besin kaynağı olarak kullandıkları için yavrulama zamanı haricinde karaya hemen hemen hiç inmezler. Küçük fakat kuvvetli olan ayaklarını kanat ve kürek gibi kullanarak rüzgara ve suya karşı koyarlar.
Alakarga
Alakarga, yemek için topladığı palamutları birer birer toprağa gömer. Önce bir delik kazar, palamudu içine koyar ve daha sonra diğer hayvanların bunu fark etmemesi için itinayla deliğin üstünü kapatır. Bu yerleri daha sonra tekrar bulabilmek için dikkatlice işaret koyar. Belli ağaçlar, düşmüş kütükler, kaya parçaları gibi nesneleri işaret olarak kullanır. Hatta bazen buralara küçük taş parçaları taşıyarak yanlarına işaret koyar. Birçok kuş, tohumları bu yöntemle saklar. Bazı türlerin günde binden fazla tohum depoladığı kaydedilmiştir. Fındıkkıranlar bir mevsimde toplam 100.000 gibi yüksek miktarda tohum depolarlar. Yapılan deneyler kuşun 9 ay sonra tohumu gömdüğü yeri bulduğunu göstermiştir. İyi hafızasına rağmen bu kuşların gömdüğü meşe palamutlarını unuttukları yerler de vardır. Böyle olması da aslında iyi sonuç doğurur. Zira unutulan tohumlar, meşe filizlerinin tekrar yeşillenerek topraktan çıkmasını sağlar.
Deve kuşları
Deve kuşlarının ilginç bir kuluçka sistemleri vardır. Sürü halinde yaşayan deve kuşlarından yarım düzine kadarı, yumurtalarını ortak bir yuvaya bırakır. Hiçbir özelliği olmayan sadece sığ bir çukur olan bu yuvada her biri 1.5 kg gelen 40 kadar yumurta bulunur. Yumurtaların tümünü koruma görevi tek bir dişi deve kuşuna aittir. Kuluçkaya yatan dişiye bir erkek kuş yardım eder. Ancak dişi kuş sadece 20 kadar yumurtanın üzerinde yatabilir. Bu nedenle fazla yumurtaları yuvanın dışına iter. Yapılan incelemeler sonucunda deve kuşlarının bu itme işlemini rastgele yapmadıkları bulunmuştur.
Deve kuşu kendi yumurtalarını kuluçkaya yatacağı yumurtaların arasına alırken, başka dişilere ait olan yumurtaları ise dışarıya atmaktadır. Bu ayrımı deve kuşunun nasıl yaptığını bulabilmek için bilim adamları yumurtalara numaralar vermişlerdir. Yumurtaların yerini değiştirerek, eski ve yeni yumurtalar karıştırılarak yapılan tüm deneylerde sonucun değişmediği görülmüştür. Bilim adamlarının vardıkları sonuç deve kuşlarının yumurtalarını, yüzeylerindeki deliklerin dağılımı sayesinde tanıdıkları olmuştur.
Bütün yumurtaların kabuklarında, civcivin nefes almasına imkan veren minik “hava delikleri” vardır. Bu deliklerin kabuk üzerindeki yerleri her yumurtada biraz farklıdır. İşte bu delikler sayesinde deve kuşlarının yumurtalar arasında ayrım yapabildiği düşünülmektedir.
Arı yiyen kuşlar
Yaklaşık 40 gram ağırlığında olan kuşlar için büyük tropik bir arının iğnesi ölümcül olabilir. Oysa bazı kuşlar arı yiyerek beslenirler. Arı yiyen kuşlar arının zehirli etkisinin üstesinden iki yolla gelirler. Öncelikle arının kuvvetli iğnesine karşı belli bir yere kadar bağışıklıkları vardır. İkinci olarak da kuşlar tehlikeli türlerle tehlikesiz olanlar arasındaki farkı ayırt edebilir ve aslında arıların sokan türleriyle çok nadiren uğraşırlar.
Bir arıyı yakalayan kuş, öncelikle böceği gagasının ucunda silkeler, sıkıca tutacak şekilde kendini ayarlar ve sonra da dala doğru böceği sertçe çarptırarak bayıltır. Daha sonra arının vücudunun arka kısmını pürüzlü ağaç kabuğuna sürter; bu işlem keskin iğneyi ve ona bağlı zehirli keseleri koparıp atar. Bütün bu işlemlerden sonra kuş, arının zehrinin yok olduğuna kanaati gelince arıyı olduğu gibi yutar. Bir kuşun arının zehrini nasıl etkisiz hale getireceğini kendi kendine bulmuş olması mümkün müdür? Peki ya bu zehre karşı bağışıklık kazanmasını sağlayacak maddeyi vücudunda kendi kendine oluşturması mümkün müdür? (Harun Yahya, Allah’ın Güzelliklerinden Bir Demet-4)
Elbette ki bunları bir kuşun kendiliğinden bilmesine imkan yoktur. Kuşun arıyı avlamasındaki planın üstün bir aklın ürünü olduğu kesin bir gerçektir. Kuşa bütün bunları Rahman ve Rahim olan Allah ilham etmektedir.
Bu örneklerde üzerinde düşünülmesi gereken bir nokta vardır. Kuşların bu akılcı davranışlarını kendi beyinleriyle düşünüp tasarladıklarını ve sahip oldukları fiziksel özellikleri yine kendi kendilerine planlayıp vücutlarına yerleştirdiklerini ileri sürmek son derece mantıksız bir iddia olacaktır.
Allah kuşları ve tüm canlıları yoktan var etmiştir ve herşey ancak O’nun emriyle hareket etmektedir. Allah bir ayetinde şöyle buyurur:
“Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah’ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah’ın ilmiyle herşeyi sarıp-kuşattığını bilip-öğrenmeniz için.” (Talak Suresi, 12)

Kuşların Dünyası


” O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘ şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.” (Haşr Suresi, 24)
Yeryüzünde var olan tüm canlılar üremelerinden, korunmalarına, beslenme şekillerinden kendilerine inşa ettikleri yuvalara kadar sayısız üstün özelliklerle donatılmışlardır. Doğadaki canlıların kimi bir mimar gibi kendisine yuva inşa eder, kimi bir fizik mühendisi gibi ısıtma sistemi kurar, kimi ise gerçek bir kamuflaj ustasıdır. Bu canlıların yaşantıları incelendiğinde ise, hem fiziksel özelliklerinin hem de davranışlarının yaşadıkları ortamla tam bir uyum içerisinde olduğu görülür.
Üstelik bu canlıların hiçbiri bir bilince veya akla sahip değildir, hatta bir kısmının bir beyni dahi yoktur. Sergiledikleri üstün akıl, evrendeki herşeyin Yaratıcısı olan Allah’a aittir. Kuşların kendilerine özgü ve örnek alınacak birçok özellikleri vardır. Kuşların dünyasını incelediğimizde Allah’ın onları kendileri için en uygun anatomik yapıda yaratmış olduğunu görürüz. Örneğin kuşların dişleri yoktur. Bu yüzden, tohumların dış kabuğunu ağızlarıyla kırarlar, hatta bu yöntemle iç kabuğu da biraz bölerler. Çiğnemeyi ise vücutlarının başka bir yerinde yaparlar: Midelerinde. Mideleri iki odacığa bölünmüştür. Ön odada besinleri kimyasal olarak sindirmeye yarayan enzimler salgılanır. Arka odada ise sindirim fiziksel olarak gerçekleşir. İşte burası kursaktır. Kursağın duvarları kalın ve kaslıdır. Kaslar ritmik olarak kasılırken duvarlar birbirine çarpar ve ön odadan salgılanan sindirim sıvılarının da yardımıyla besinler öğütülür. Her kuşun böyle bir öğütme sistemi vardır. Fakat tohum yiyiciler özellikle tohumların sert kabuklarını kırabilmek için öylesine güçlü bir sindirme sistemine ihtiyaç duyarlar ki bu sistemin verimini artırmak için kursaklarını çakıl taşlarıyla doldururlar. Bu, Allah’ın her canlıyı kendisi için en uygun özelliklerle yarattığının delillerinden yalnızca biridir.
En Uzun Kanatlı Kuş: Albatros
Albatroslar açık denizlerde yaşarlar. Kanatlarını rüzgara karşı tamamen açarak havada durmak albatrosun uçması için yeterlidir. Bir kere havalandıktan sonra yükselen sıcak hava akımlarını kullanarak hemen hemen hiç kanat çırpmadan yükseklere çıkabilmektedirler. Kuş bu uçuşunu kanatlarını olabildiğince geniş biçimde açarak gerçekleştirir. Bu esnada albatrosun kanatlarının genişliği “3.5 m.’ye” ulaşır ki bu, kuşlar arasında en geniş kanat uzunluğudur. Albatrosların kanat kemiklerinde kanatlarını açık pozisyonda tutmaya yarayan bir çeşit kilit sistemi vardır. Böylece günlerce, haftalarca hatta aylarca minimum seviyede enerji kullanarak hiç durmadan uçabilirler. Albatros yukarıya doğru yükselen dalgaları ve rüzgarı kullanarak, onların yönünde ilerler ve rüzgarın içinden zigzaglar çizerek bir dalganın tepesinden diğerine geçer. Bu şekilde tek bir kanat bile çırpmadan saatlerce su üstünde uçabilir.
Akbabaların Beslenme Yöntemi
Akbabalar hayvanların etinden çok kemiklerini tercih ederler. Bu kemiklerde ilik bulunur ve ilik besin bakımından oldukça zengindir. Akbabaların bu kemiği kırıp içindeki iliği alabilmek için bir kırma aletleri yoktur. Fakat bu problemi başka türlü hallederler. Bir kemiği alır ve çıplak bir kayanın tepesine havalanırlar. Sonra kemiği aşağı bırakırlar. Bu işlemi kemik ikiye ayrılıncaya kadar en az 50 kere tekrarlarlar. Sonra da bu kemik parçasını alıp yutarlar. Akbabaların midesindeki sindirim asitleri öylesine güçlüdür ki kemiğin bir ucu daha akbabanın ağzındayken, midesine giden kısım sindirilmiştir bile.
Kartalların Anatomik Yapısı
Kartalların hem yerden havalanıp uçabilecek kadar hafif olmaları, hem de avlarını yakaladıklarında rahatlıkla taşıyabilecek kadar güçlü olmaları gerekir. Bir kel kartalın 7 binden fazla tüyü vardır, fakat hepsini biraraya koyduğunuzda bütün tüylerin ağırlığı yaklaşık 500 gram tutar. Ayrıca vücutlarının hafif olması için kemiklerinin içi de boştur. Bu kemiklerin birçok yerinde havadan başka bir şey yoktur. Bir kel kartalın tüm iskeletinin ağırlığı 272 gramdan sadece biraz fazladır.
Tüm kartalların gözlerinde “niktitant zar” denilen fazladan bir zar vardır. Bu kapağın işlevi gözleri temizlemek ve korumaktır. Örneğin kartallar yavrularını beslerken göz kapaklarını genel olarak kapalı tutarlar. Bu, yavruların yanlışlıkla ebeveynlerinin gözlerine zarar vermesini engeller.
Su Kuşlarındaki Anne Şefkati
Bir su kuşu türü olan Grebeler yavrularını sırtında taşır. Anne kuş, yavruları üstünden düşmesin diye kanatlarını hafifçe yukarıya doğru kaldırır ve başını yana doğru uzatarak gagasında tuttuğu besin parçalarıyla yavrularını besler. Fakat yavrulara verdiği ilk şey gerçek bir besin değildir. Grebe, yavrularına ilk olarak su üstünden topladığı ya da göğsünden kopardığı tüyleri yedirir. Bunun nedeni, sivri balık kılçıklarının veya böceklerin sert bir parçasının yavruların midesinden geçerken, bağırsakların narin çeperlerine zarar vermesini önlemektir. Bu tüy yeme tecrübesi, kuşun tüm hayatı boyunca devam edecektir. Fakat bu kuşun hayatının ilk dönemi için oldukça önemli bir tedbirdir.
Skimmerların Avlanma Yöntemi
Skimmer kuşlarının (kırlangıç benzeri bir kuş) alışılmadık bir avlanma yöntemi vardır. Skimmer’ın alt çenesi, üst çenesinin iki katı büyüklüğündedir. Suya yakın bir seviyede uçar ve uzun alt çenesini suya daldırarak avlanır. Gaganın ucuna bir cisim değdiğinde hemen üst çenesini de kapatarak avını yakalar. Avlanırken bazen suda yüzen sert cisimleri de alabilir. Ama bu sert cisimler ağzındayken gagasını aniden kapatmasıyla oluşacak şok kuşa hiçbir zarar vermez. Çünkü Skimmer’ın başında ve boynunda şok emici güçlü kaslar vardır. Skimmer ilk taramada nadir olarak başarılı olur. İkinci atak için kuş tekrar havalanır ve biraz önce fark ettiği ava doğru tekrar uçar. Su yüzeyinde hala kabarcıklar vardır ve bu kabarcıklar genellikle suyun üstünü araştırmak isteyen balıkları çeker. İşte bu Skimmer’ın ikinci atağıdır ve bu defa çok daha başarılı olur.
Baykuşların Hassas Kulakları
Baykuşların kulakları sese karşı çok hassastır, duyma eşikleri insanlardan daha geniştir. Sağ tarafta gelen ses büyük ölçüde sadece sağ kulak tarafından duyulur. Ayrıca kulakları kafada simetrik olarak yer almaz. Biri diğerinden daha yüksektedir. Böylece baykuşlar sesleri super-stereo olarak dinler ve ses çıkaran canlıyı görmeseler bile onun nerede olduğunu tamamen doğru olarak tespit edebilirler. Bu, av bulmanın çok zorlaştığı karlı havalarda önemli bir avantajdır.
Pabuç Gagalı Leylekler
Pabuç gagalı leyleklerin tahta ayakkabıya benzeyen gagaları vardır. Farklı bir görünümü olan bu gagaların yapısı yiyecek yakalamak için çok uygundur. Leylekler gagalarını kullanarak buldukları kurbağaları kürekle çıkarır gibi yakalarlar.
Erkek leylek ve eşi biraraya gelince gagalarını tıkırdatıp, kanat çırparak dans eder. Bu dansın en büyük özelliği erkek leyleğin, dişinin dikkatini çekmeye çalışmasıdır.

Yarasaların Muhteşem Radarları


Bu deneylerin ilkinde, yarasa tamamen karanlık bir odaya bırakılmış, aynı odanın bir ucuna ise yarasanın besini olan bir sinek yerleştirilmiştir. Bu andan itibaren odada olup bitenler, karanlıkta da görüş kabiliyeti olan kameralarla takip edilmiştir. Deneyde sinek havalanır havalanmaz yarasanın derhal harekete geçerek sineği avladığı görülmüştür. Bu deneyin sonunda yarasaların karanlıkta bile işleyen çok keskin bir algılama kabiliyeti olduğu sonucuna varılmıştır. Acaba yarasanın bu algılaması, işitme duyusundan mı, yoksa gece görüş sisteminden mi kaynaklanmaktadır?
Bu soruyu cevaplamak için ikinci bir deney daha yapılmıştır. Aynı odanın bir köşesine bir grup tırtıl bırakılarak üzerleri bir gazete sayfası ile örtülmüştür. Deneyde serbest kalan yarasa, hiç zaman kaybetmeden, yerdeki gazete sayfasını kaldırarak tırtılları yemiştir. Bu deney, yarasanın yön bulma yeteneğinin görme duyusuyla ilgili olmadığını göstermektedir.
Bilim adamları yarasalarla ilgili deneylerine devam ettiler. Yeni deney uzun bir koridorda gerçekleştirildi. Bu defa bir uca yarasa, diğer uca ise yem olarak bir grup kelebek yerleştirildi. Ancak bundan önce koridoru diklemesine kesen, birbirine paralel duvarlar yapıldı. Daha sonra da bu duvarların her birinin farklı bir noktasına da, ancak bir yarasanın geçebileceği kadar genişlikte birer delik açıldı. Ama delikler her duvarın farklı bir noktasındaydı.Yani yarasanın bu duvarları aşması için adeta “slalom” yarışı yapan kayakçılar gibi sürekli manevra yapması gerekiyordu.
Bu deneyde yarasanın zifiri karanlık olan koridorda, ilk duvara yaklaştığında doğrudan deliğe doğru hareket ederek buradan kolaylıkla geçtiği gözlemlenmiştir. Bundan sonraki her duvarda aynı şey tekrarlanmıştır. Yarasa duvara çarpmak bir yana, duvar yüzeyindeki deliği aramaya bile gerek duymamıştır. Son duvarı da rahatlıkla geçen yarasa, yakaladığı kelebeklerle karnını doyurmuştur.
Bu durum karşısında hayranlıklarını gizleyemeyen bilim adamları, yarasanın algılamasındaki hassasiyeti anlamak için son bir deney daha yapmaya karar vermişlerdir. Bu kez amaç yarasanın algı sınırlarını daha kesin bir şekilde belirlemekti. Yine uzun bir tünel hazırlanmıştır. Tünel boyunca 0.6 mm kalınlığındaki çelik teller tavandan yere inecek şekilde dağınık bir tarzda gerilmiştir. Bu defa yarasa, deneyi yapanları bir kez daha şaşırtarak, gerili tellerden hiçbirine takılmadan, tek seferde aralarından geçerek yolculuğunu başarıyla tamamlamıştır. Yarasanın bu başarısı, 0.6 mm kalınlığındaki telleri bile uzaktan algılayabildiğini göstermiştir.
Yarasanın bu muhteşem algılama yeteneği, sahip olduğu bir sonar sistemine bağlıdır. Yarasa, etrafındaki cisimleri algılamak için, yüksek titreşimli ses dalgaları yayar. İnsanlar tarafından duyulamayan bu dalgaların yankıları yarasa tarafından algılanır ve böylece hayvan, içinde bulunduğu ortamın bir tür “harita”sını çıkarır. Yarasanın havada uçan küçücük bir sineği algılaması, çıkardığı seslerin sineğe çarpıp geri dönmesiyle oluşan yankıya dayanmaktadır. (Harun Yahya, Doğadaki Tasarım)
Yarasanın sonarla yön bulması, yaydığı seslerin kendisine geri dönme süresini hesaplaması sayesinde mümkün olmaktadır. Yarasa tiz sesli çığlıklar atmakta ve kendisine gelen yankılara göre odanın şeklini tespit etmektedir. Yarasanın çığlığı oda zeminine çarpıp geri dönmekte, yarasa da bu gidip-gelme süresine göre zeminin uzaklığını anlamaktadır. Tırtıl ise, odanın zemini üzerinde 0.5 ya da 1 cm. kadar yükseklik oluşturur. Yani tırtıl yarasaya zeminin genelinden 0.5 ya da 1 cm. kadar daha yakındır. Ayrıca tırtıl çok yavaş olsa da hareket etmekte, bu da kendine çarpıp yansıyan dalgaların frekansını değiştirmektedir. Yarasa, bu ufak farkları bile algılayarak yerde bir tırtıl olduğunu anlayabilmektedir. Yarasa bu işi yaparken hareket halindedir. Yarasanın böylesine bir hesap yapabilmesi mucizevi bir davranıştır.
Fizik kurallarına göre, hareket halindeki bir cisme çarpan sesin frekansı değişir. Bu yüzden, yarasa kendisinden uzaklaşmakta olan bir sineğe doğru ses dalgaları yaydığında, dönen ses dalgaları yarasanın duyamayacağı bir aralığa düşecektir. Bu nedenle yarasanın hareketli cisimleri algılamada büyük zorluklar yaşaması gerekir.
Ancak yarasalarda durum böyle olmaz. Yarasa, bu kuralı önceden bilircesine, hareketli cisimlere doğru yolladığı ses dalgalarını ayarlamaktadır. Örneğin yarasa kendisinden uzaklaşan sineğe en yüksek frekanslı ses dalgasını yollar. Bunun nedeni ses geri döndüğünde duyamayacağı kadar düşük bir frekansa inmemesini sağlamaktır.
Yarasanın beyninde, sonar sistemini denetleyen iki farklı tipte sinir hücresi bulunmaktadır. Bunlardan biri yansıyan ultrasonu algılarken, diğeri bazı kaslara komut vererek yarasanın çığlığını oluşturmaktadır. Bu iki sinir hücresi beyinde eş güdümlü çalışmaktadır. Yarasanın çığlığı bulunduğu ortamın durumuna göre frekans değiştirir. Bu şekilde yarasanın ihtiyacına en uygun şekilde kullanılmış olur.
Yarasadaki sonar sistem son derece kompleks bir yapıdır. Sistemin çalışabilmesi için tüm ayrıntıların kusursuz bir şekilde var olması zorunludur. Bunun için, yarasanın aynı anda hem yüksek frekanslarda ses yayacak yapıya, hem bu sesleri algılayıp analiz edecek organlara, hem de hareket değişikliklerine göre frekans ayarlaması yapan sisteme sahip olması gerekir.
Bilim adamlarının uzun uğraşılar sonucu ortaya çıkarabildikleri yarasanın tüm bu özelliklerini yaratan alemlerin Rabbi olan Allah’tır. Çevremizde gördüğümüz ve özelliklerini öğrendiğimiz bütün varlıklar bize Allah’ın üstün yaratışındaki mükemmelliği göstermektedir. Allah’ın kusursuz yaratışı Kuran’da şu şekilde bildirilmiştir:
“O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.” (Haşr Suresi, 24)
Yarasa Sonarı Teknolojinin ilerisinde
Araştırmacılar yarasa sonarının sınırlarını keşfettiler. Yarasanın sahip olduğu sonar sisteminin, insan yapımı sonar teknolojisinden kat kat üstün olduğu ortaya çıktı.
Yarasa, saniyenin 2 milyonda biri gibi çok kısa aralıklarla, 0.3 milimetre çözünürlükte, insan kulağıyla duyulmayan sesler gönderiyor. Sonra bunları özel sistemi ile toplayarak cisimlerin yerini belirliyor ve bulunduğu yerin haritasını çıkarıyor.
Bilim adamları teknolojik sınırları aşmış olan bu özellikleriyle, yarasa sonarının şu anda gemilerde kullanılan sonar teknolojisinden kat kat ileri olduğunu ifade ediyorlar.
Bilindiği gibi sonar sistemi, denizaltıları tespit için vazgeçilmez bir yöntemdir. Bu yüzden ABD Savunma Bakanlığı, yarasa sonarındaki çalışma prensiplerini kendi sonarlarında uygulamak için harekete geçti. Ünlü Amerikan bilim dergisi Science’ın verdiği habere göre, Bakanlık bu proje için özel bir ödenek tahsis etti.
Bilimsel araştırmalar, yarasalardaki yaratılış mucizelerinin yeni örneklerini ortaya çıkarıyor. Araştırmacılar ise, yarasa sonarı ile aynı derecede bir teknolojiye ulaşmalarının imkansız olduğunu itiraf ediyorlar.
Her haliyle çok üstün bir yaratılışın delili olan yarasa sonarı, şu anki teknolojiyle taklit edilmesi imkansız gibi görünen bir sisteme sahip. (www. hayvanlaralemi.net.)

Kuşlar Dengelerini Nasıl Sağlar?


Kuşlar hem havada hem de karada çok dengeli hareket ederler ve bu dengenin dikkat çekici iki ayrı yönü vardır. Bunlardan biri, uçarken dengelerini hiç yitirmemeleri, gökyüzünde rahatlıkla süzülmeleri; ikincisi ise yere indiklerinde incecik bir çubuk, dal ya da tel üzerinde düşmeden durabilmeleridir.
Kuşlar üzerine yakın zamanlarda yapılan araştırmalar, diğer canlılardan farklı olarak kuşlarda iki ayrı denge organının olduğunu ortaya çıkardı. Bildiğimiz denge organı iç kulağın yanı sıra, kuşların leğen bölgesinde bir denge organının daha bulunduğu açıklandı. Bilim adamları iç kulaktaki denge organının uçuş sırasındaki hareketleri yönlendirdiğini, leğen bölgesindeki ikinci organın ise kuşların dik olarak yürümesini ve durmasını sağladığını söylüyorlar. Leğen bölgesindeki denge sisteminin keşfedilmesiyle Allah’ın bu canlıları iki ayrı denge organıyla kuşatmış olduğu öğrenildi. (Harun Yahya, Doğadaki Mühendislik)
Bütün bunlar ancak üstün yaratış ve sonsuz merhamet sahibi Allah’ın dilemesi ve yarattıklarını koruyup gözetmesiyle mümkün olur.
“Onlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman (olan Allah’)tan başkası (boşlukta) tutmuyor. Şüphesiz O, herşeyi hakkıyla görendir.” (Mülk Suresi, 19)

Bilim”Uyumadan Uçan Kuşlar”ı Araştırıyor

Göçebe kuşlar yazlık ve kışlık evleri arasında seyahat ederlerken uzun mesafeler katediyorlar. Şarkı kuşları daha çok gece uçmalarına rağmen sürekli uyanık kalarak bu olayı daha da etkileyici hale dönüştürüyorlar. Geçtiğimiz günlerde PLoS Biology adlı gazetede yayınlanan habere göre göç sezonu sırasında bu hayvanlar gözleri çok az kapalı olarak hem de uykusuz yaşayan hayvanlarda görülen sağlığa zararlı etkilere maruz kalmadan yolculuk ediyorlar.
Madison’daki Wisconsin Üniversitesi’nden Ruth Benca ve çalışma arkadaşları bir kafeste alıkonulmuş hayvanların uyuma düzenlerini ve hareketlerini bir yıl boyunca incelediler. Göç sezonu boyunca, kafesteki kuşlar son derece enerjik, hareketli davranışlar sergilediler. Ayrıca, -insanlarda rüya görmeyle ilintili olarak belirlenen- normal REM uykusunun 3′te biri süresince uyudular. Geceleri teste tabi tutulan diğer canlılar uyurken onlar tamamen uyanık kaldılar ve normal testlerine devam ettiler, ki bu da kuşların göçleri boyunca “uyurgezer” olmadıklarını bir kez daha kanıtladı.
Bilim adamları göç sezonları haricindeki zamanlarda uyku eksikliğinin kuşları olumsuz etkilediğini belirtiyorlar. Oysa kuşlar, özellikle göç esnasında algılama fonksiyonlarında hiçbir bozulma olmadan uykularını azaltabilmede üstün bir yetenek sergiliyorlar. Bu hayvanların bunu nasıl başardıklarıysa henüz çözülebilmiş değil. Kuşlardaki göçe bağlı uykusuzluğa aracı olan mekanizmaları anlamanın; uykudaki değişiklikler, sezonsal ruhi durum bozuklukları ve uykunun kendisinin fonksiyonları hakkında bilgi vereceğini düşünüyorlar.
Kuşlar Neden “Gece” Göç Ederler?
Kuşların çoğu yaşamsal faaliyetlerini gündüz gerçekleştirirler. Fakat uzun seyahatler için geceyi seçerler. Gece göçü kuşlara birçok avantaj sağlar. Bunlardan en önemlisi düşmanlarından bu yolla kaçabilmeleridir.
Gece göç eden kuşların büyük bir bölümü küçük ve uçma kabiliyeti zayıf olanlardır. Bu yüzden gece karanlığında uçmak bu kuşlar için daha güvenlidir. Fakat gece göçleri sadece bu sebeple açıklanamaz. Çünkü güçlü uçucu olan ve okyanusta hiç durmadan 3.200 km’lik bir mesafeyi uçabilen bazı sahil kuşları da gece göç ederler.
Kuşların gece yolculuğunu seçmelerinin sebeplerinden biri de beslenme zamanlarıdır. Genellikle gündüz beslenen kuşlarda sindirim çok hızlıdır. Bu nedenle kuşların gündüz beslenirken kısa aralıklarla besin almaları ve göçten önce bu besinleri vücutlarında yağ şeklinde depolamaları gerekir. Eğer küçük göçmenler, gündüz uzun uçuşlar yaparlarsa ulaşacakları yere gece bitkin bir halde ulaşırlar ve gece beslenemeyeceklerinden ertesi sabahı beklemek zorunda kalırlar. Bu durumda muhtemelen bulundukları ortamın soğukluğundan ve enerji elde edememekten dolayı birçoğu yaşamını sürdüremeyecektir. Bu yüzden bu canlılar geceleyin seyahat ederek çok programlı hareket etmiş olurlar. Gündüzü beslenerek ve göç için yağ depolayarak geçiren kuşlar gece göç ederler, güneşin doğuşuyla beraber mola verirler ve bu döngü bu şekilde devam eder.
Kuşların durmadan uçabilecekleri mesafeyi yağ depolarından başka vücudun su kaybı da belirler. Bu yüzden gece yapılan göçlerde havanın serinliğinden faydalanıp daha az su kaybederek vücut ısılarını düşürebilirler. Su kaybının minimuma inmesi uçulan mesafeyi de artırır.
Kuşlar tüm bu nedenlerle gece göçlerini tercih ederler. Elbette vücut yapıları buna uygun olarak yaratılmış olan türler dışında gündüz uçmaya elverişli yaratılmış kuşlar da vardır. Ördekler, turnalar, martılar, pelikanlar, atmacalar ve kırlangıç gibi kuşlar da gündüz göç ederler. Süzülerek uçma yöntemini kullanan leylekler ve akbabalar ise sadece gündüz uçabilirler. Çünkü uçuş şekilleri, ısı yayılmasına ya da dağ ve tepelere çarpan rüzgarın onları sürüklemesine bağlıdır.
Bu noktada biraz düşünelim. Kuşlar tam da göç esnasında uykularını minimuma indirgeme özelliğini nasıl kazanmaktadırlar? Onlara bu dönemde uykularını azaltabilme yeteneğini kim vermektedir? Bir kuş “şimdi göç zamanı, uyumadan uçmam gerek bu yüzden de vücudumu buna göre ayarlamalıyım” diye bir karar alıp vücucunda da bu kararla ilgili düzenlemeleri yapabilir mi? Peki bu göçü gündüz değil de gece gerçekleştirmenin onlara sağlayacağı avantajları önceden tahmin etmiş olabilirler mi?
Elbette hayır. Şüphesiz bu küçük sevimli hayvanın vücudundaki tüm düzenlemeler onun yaşamak için neye ihtiyacı olduğunu bilen ve tüm ihtiyaçlarını ona hesapsızca sunan üstün bir akıl ve güç sahibi Yüce Allah’tır. Kuşlar, kendi vücut yapıları ve yaşam şekilleri nasıl bir göç şekline izin veriyorsa o düzende göç ederler. Bu canlıları Allah yaratmış ve onları gerekli yeteneklerle donatmıştır. Yaptıkları tüm işler de, Allah’ın varlığının ve kudretinin birer ayeti (delili)dir. Bu nedenle her yaptıkları iş, Allah’ı tesbih etmek, yüceltmek anlamına gelmektedir. Allah bir Kuran ayetinde şöyle buyurmaktadır:
“Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten Allah’ı tesbih etmektedir. Her biri, kendi duasını ve tesbihini şüphesiz bilmiştir. Allah, onların işlediklerini bilendir.” (Nur Suresi, 41)